İşte kibarlıkta kendime denk birisiyle karşılaştım.
Eöl, Nan Elmoth ormanın da yaşardı. Eskiden Doriath Kralı Elu Thingol’ün akrabalarından biriydi. Ne var ki Doriath’da yaşamaktan mutsuzdu. Melian Kuşağı’nın, yaşadığı Region Ormanı üzerine gelmesiyle birlikte, Region’dan ayrılarak Nan Elmoth Ormanın’na yerleşti. Nan Elmoth’da demircilik yapardı. Teleri soyundan geliyordu ve eskiden uzun boylu bir prensti. Noldor Soyunu hiç sevmezdi. Çünkü Morgoth’un dönüşünün ve Beleriand’ın huzurunun kaçmasının nedeni olarak görüyordu Noldor’u. Ancak cücelerle iyi anlaşırdı.
Cüceler, Doğu Beleriand’ı aşarken Nan Elmoth yakınlarındaki bir yerden geçerlerdi. Eöl onlarla orada buluşur ve sohbet ederdi. Bu sayede cücelerin dostu oldu ve birkaç kez Nogrod ve Belegost’un konaklarında misafir olarak kaldı. Buralarda cücelerden madenciliği öğrendi. Sonrada galvorn adını verdiği siyah ve en az cücelerin ki kadar sert bir çelik tasarladı. Galvorn, ince ve esnek bir yapıya gelene kadar dövüldüğü halde, ona zarar verebilecek kılıç çok azdı ve hiçbir ok ona etki etmezdi. Madencilik yaptığı için diğer elfler onu aşağılarlardı. Madencilikte yaptığı en büyük işi ise, Beleg’i katleden ve daha sonra Gurthang adını alan Anglachel adlı kılıçtı. Söylendiğine göre, gökyüzünden ışık saçarak düşen bir demirden yapılmıştı. Bütün kılıçlardan daha keskindi ve bir demiri parçalara ayırabilirdi. Orta-Dünya üzerinde yalnızca bir eşi vardı ve onu da Eöl yapmıştı. Diğer kılıcın adı Anguirel’di ve aynı cevherden dövülmüştü. Anglachel’i, Thingol’e Nan Elmoth tımarı olarak verirken, Anguirel’i kendine saklamıştı ve bu kılıcı daha sonra oğlu Maeglin ondan çaldı.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.Büyük Orta Dünya projesi içinde tekrar okumaya başladığım (oğul Tolkien’in yazdığı 12 bölümlük History of Middle Earth dışında) Tolkien külliyatına, elbette onun en naif, en saf ve en masalsı romanı Hobbit ile başladım; 13 cüce ve Hobbit Bilbo Baggins’in, Yalnız Dağ’ın hükümdarı Ejderha Altın Smaug’u devirmek üzere Gandalf tarafından tertiplenen unutulmaz macerasıyla.
Bilbo Baggins, yer altındaki kovuğunda kendi halinde yaşayan basit bir hobbittir. Bu cümleden de anlaşıldığı gibi hobbitler kovuklarda yaşarlar ama onları bir kemirgenle veya toprak altında yaşayan pis orklarla karıştırmamak gerekir. Bir hobbit kovuğu yerin altındadır bu doğru ama hiç de pis değildir. Tam tersine geniş, ferah, temiz ve her zaman yeni pişmiş kek kokusunun karıştığı taze bir havaya sahiptir. Bilbo Baggins, işte böylesine konforlu kovuğunun bahçesinde neşe ile piposunu tüttürür ve guruldayan karnını -ki bir hobbitin karnı hep guruldar!- ne ile doyuracağını düşünürken Büyücü Gandalf çıkagelir!
“İyi günler” der Bilbo ona, büyücü ise karşılık verir: “Ne demek istiyorsun, iyi bir gün geçirmemi mi diliyorsun yoksa günün iyi bir gün olduğunu mu söylüyorsun?”. Anlarsınız ya büyücüler her zaman biraz gariptir ve Gri Hacı veya Gri Gezgin adlarıyla da bilinen Gandalf da bir istisna değildir. Bilbo kibarlığın bozmaz ve her ikisini de dilediğini söyler. Fakat Gandalf’ın dikkatini çekmiştir bir kere. Bir süre sonra konuşma Bilbo’nun ve daha doğru hiçbir hobbitin sevmediği bir konuya gelir: Macera! Bilbo huysuzlanır ve Gandalf’ı başından kovmak için şunu der:
“Evet doğru iyi günler!”. Gandalf cevap verir: “İyi günleri ne kadar çok anlamda kullanıyorsun öyle. Şimdi de beni başından atmak için kullandın”. Gerçekten de büyücüyü başından atmak isteyen (ve biraz da macera kelimesinden korkan) Bilbo, Gandalf’ı ertesi gün çaya davet ederek kapıyı büyücünün suratına kapatır.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.Cirdan babasızdır, Cuvienen gölünde ilk doğan elflerdendir. Elflerin büyük göçüne katılmış Teleri halkındnadır. Beleriand’ta Kral Elwe’yi aramak için kalanlardan değildir, O denizi çok sevmiştir ve deniz kıyısında kalmıştır. Cirdan’ın gerçek ismi Nowe’dir. Ancak gemilerle çok uğraştığı için ona Gemi yapımcısı anlamına gelen Cirdan ismini vermişlerdir.
Bir halk hikayesine göre; Cirdan, Kral Elwe’nin kardeşi Olwe’nin peşinden Valinor’a gitmek istemiş ama Valar onunla konuşarak bunu engellemiştir.
Ve ses onu bu tehlikeye karşı koymaya teşebbüs etmemesi için uyardı; çünkü onun gücü ve becerisi Büyük Deniz’in dalga ve rüzgârlarına karşı koymayı başaracak bir gemi yapmaya uzun yıllar boyunca yetmeyecekti. ”O zamana kadar sabret; çünkü o zaman geldiğinde senin işlerin en değerli şey olacak ve bu çağlar sonra şarkılarda hatırlanacak.” “İtaat edeceğim.” dedi Cirdan ve sonra ona (bir rüyada belki) beyaz bir gemi şeklinde bir şey onun üzerinde parlıyormuş gibi geldi. Batıya doğru havada süzülüyordu ve gittikçe küçülürken Cirdan’ın durduğu yerde gölgesini yaratacak kadar parlak bir yıldıza dönüştü.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.Güneşin Birinci Çağı’nı bitiren ve Valar ile Melkor arasında yapılmış olan savaştır.
Savaş Öncesi
Sayısız Gözyaşı Savaşından sonra Beleriand artık huzuru bulamadı, savaşın ardından felaketler ard arda geldi. Nargothrond yıkıldı, Ormanlar yağmalandı, Doriath yıkıldı, Elu Thingol öldürüldü, Cüceler ve Elfler arasında asla bitmeyecek nefret tohumları ekildi, Beren Cücelere saldırdı ve bir zamanların müttefikleri artık düşman oldular. Ardından Gondolin ortaya çıktı ve yok edildi. O günlerde Çok fazla acıklı türkü söylenmiştir.
Noldor yüksek kralları ard arda ölmüştür. Elfler, İnsanlar, Cüceler, hepsi Melkor’dan kaçmıştır. O günlerde bağımsız olan tek ülke Cirdan’ın ülkesiydi. Morgoth’un gazabından kaçan herkes oraya sığınmıştı. Fëanor oğullarından geriye kalanlar Beren’in Thingol’e verdiği, Thingol’ün Nauglamir’le birleştirdiği, Cücelerin Thingol’den onu öldürerek aldığı, Beren’in onlardan tekrar alarak kendi soyunda sakladığı, en son torunu Elwing’in boynunda bulunan Silmaril’li Nauglamir için önlerine geleni katlediyorlardı. Beleriand’lılar artık gözleri karamış Fëanor oğullarından da kaçıyorlardı. Cirdan da Melkor’un gazabına uğramış ve çekilebileceği en son noktaya; Balar körfezi kıyılarına çekilmişti. Daha sonra son Noldor Yüksek kralı Gil-Galad ile Balar adasına yerleşmiştir.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.Güneşin Üçüncü Çağı’nda Rohan’lılar ile Saruman kuvvetleri arasındaki savaştır.
Savaş Öncesi
Barınağı Isengard olan Saruman, Sauron ile müttefik olarak; Orta Dünya’yı gölge, karanlık ve kötülükle kaplama hazırlığı içerisine girdi. Ama, Saruman’ın amacı herkese hükmedecek Tek Yüzük’e sahip olmaktı. Isengard’da bulunan bütün ağaçlar, bütün bitkiler ve bütün yeşillik; Saruman’ın emrindeki Orklar tarafından kesilerek, yakılarak ortadan kaldırılmıştı. Isengard, büyük bir hızla gölgeyle, karanlıkla dolmuştu; Isengard’ın derinliklerinde birçok mağara inşa edilmişti. Bu mağaralarda; Saruman tarafından türetilen, yeni bir ork türü olan Uruk-hai’ler hızla çoğalıyor, sayıları her geçen gün artıyordu. Uruklar çekik gözlü, esmer, iri bir vücuda ve kalın bacaklara sahip, bir insan kadar uzun boylu bir yapıya sahipti. Uruklar, diğer orkların aksine Güneş ışığından etkilenmeyerek; gündüz de yol alabiliyorlardı. Dayanıklı ve güçlülerdi. Boyunları ve kollarının altı hariç zırhları kalın, kalkanları ise genişti.
Uruklar o kadar kalabalıktılar ki; silahlanmaları ve zırh kuşanmaları için yeteri kadar malzeme kalmamıştı. Bunun üzerine Fangorn ormanının bir bölümü, Saruman’ın emrindeki orklar tarafından kesilerek, yakılarak; Isengard Urukları’nın silahlanmaları ve zırh kuşanmaları için kullanılmıştı.Saruman, vahşi Dunland Çobanları’nı da silahlandırmış; Rohan ahalisine karşı kışkırtmıştı. Vahşi Dunland Çobanları, Rohan’ın çiftlik evlerini, köylerini ve küçük yerleşim yerlerini harabeye çevirmiş, mahsullerini de ateşe vermişti.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.Thrihyrne’ün yüksek zirvelerinin birkaç mil ilerisinde, Batıağıl Vadisi’nin öte kısmında, yeşil bir koyak, dağlar arasında büyük bir girinti uzanıyor, bu girintiden de tepelere doğru bir vadi açılıyordu. Bu yörenin insanları, buraya sığınan eski savaşçıların bir cengaveri anısına buraya Miğfer Dibi diyorlardı. Bu vadi, Thrihyrne’ün gölgesi altında, kargaların uğrak yeri olan zirveler her iki tarafta da muazzam birer kule gibi yükselip ışığı kesinceye kadar, kuzeyden içeri doğru gitgide daha da daralarak ve dikleşerek dolanıyordu.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.Başlangıçta yalnızca Boşlukta yaşayan ve Elfce ismi Ilúvatar olan Tek Varlık Eru vardı. Ilúvatar, düşüncelerine Sönmez Ateşinin gücü ile sonsuz hayat verdi ve bu yarattıklarını Ainur, yani “kutsal varlıklar” olarak adlandırdı. İlk ırk olan Ainur, Ilúvatar’ın kendileri için yaratıığı Sonsuz Odalarda yaşadılar. Herbirinin, Ilúvatar’ın önünde şarkı söyleyerek onu eğlendirmesi için verilmiş güçlü bir sesi vardı. Hikayelerde Ainur’un Müziği olarak adlandırılan ve kendi doğalarına göre baskınlık veya uyum arayan tekil ruhların oluşturduğu büyük temalar bunlardır. Bir tek sözcük ve Sönmez Ateşi ile Ilúvatar, daha sonra Eä, yani “Bilinen Dünya”yı yarattı; Elfler ve İnsanlar daha sonra ona Arda, yani Yeryüzü adını verdiler. Ainur’un bir bölümü bu yeni yaratılmış Dünyaya indiler ve Arda’nın Güçleri haline geldiler. Arda’da kendi doğalarına ve sevdikleri güçlere göre farklı biçimlere büründüler; görünür biçimlerle bağlı olmamakla birlikte, genellikle bunları giysi gibi giydiler ve daha sonraki Çağlarda Elfler ve İnsanlar onları bu biçimleri ile tanıdılar.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.Aredhel, Fingolfin’in kızı, ağabeyi Turgon ile birlikte Nevrast’ta yaşıyordu. Turgon’un Saklı Şehir Gondolin’i kurmasıyla onunla beraber oraya gitti. Açık alanlarda at sürmeyi, ormanlarda dolaşmayı çok seven Aredhel surlarla korunan Gondolin’den sıkıldı ve şehrin inşasının bitirilmesinden iki yüzyıl sonra kardeşleri Fingon’u aramak amacıyla ağabeyi Turgon’dan şehirden ayrılmak için izin istedi.
Turgon izin vermeye gönüllü değildi, çünkü bu ayrılışın hem kendisi hem de kardeşi Aredhel için kötülük getireceğini düşünüyordu. Ama sonunda Aredhel’in ısrarlarına dayanamadı ve sadece Fingon’u araması şartıyla onun üç soyluyla beraber ayrılmasına izin verdi. Fakat Aredhel Brithiach Sığlığı’na vardıklarında beraberindeki soyluları geri yolladı ve asıl amacının Fingon’u değil Fëanor oğullarını bulmak olduğunu söyledi.
Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.
Son Yorumlar