Hakkımda

Orta Dünya ile ilgilenmeye başladığımda sanırım sene 92 idi. Büyük bir çoğunluk gibi ben de bu müthiş dünyaya Hobbit ile adım attım. Cüceler ve Bilbo’nun Orta Dünya’nın içlerine yaptıkları o yolculuk, benim de, bir insan tarafından yaratılmış bu en geniş ve en büyük dünyaya bir daha sönmemek üzere aşık olmama neden oldu. Hobbit’i okurken bile üstad Tolkien’in en önemli eserinin bu olmadığını biliyordum. Beş Ordular Savaşı’nın ardından yazarın bu savaşın aslında Orta Dünya tarihi içinde pek önemsiz olduğunu söylemesi beni hem sinirlendirmiş (hadi canım Beş Ordular Savaşı’ndan bahsediyoruz burada, orklar, kartallar, cüceler ne ararsan var!) hem de merakımı körüklemişti. Orta Dünya’nın Hobbit’te kendini gösterdiğinden çok daha görkemli ve çok daha muhteşem bir yer olduğunu hissetmiştim.

Yüzüklerin Efendisi’ni okumam üçlemenin Türkiye çevirilerinin çıkması ile mümkün oldu. Eğer bugün olsaydı muhtemelen çevirilerin çıkmasını beklemeden netten sipariş eder okurdum. Ama o zamanlar her ne kadar internete bağlanıyor olsam da hala Amazon’dan bir kitap sipariş etmek dünyanın en imkansız işi gibi geliyordu bana. Her neyse; Yüzüklerin Efendisi’nin birinci cildi Yüzük Kardeşliği’ni ne zaman nerede gördüğümü çok net hatırlıyorum. İstiklal Caddesi’ndeydim, o zamanlar her haftasonu Mimarlar Odası’ndan bir çizim programı olan Autocad dersi veriyordum. Ders bittiğinde mutlaka İstiklal’de şöyle bir yürür ve Mephisto’ya uğrardım.

Mephisto’nun kapısından girer girmez, Gandalf’ı yürür bir şekilde gösteren ünlü Jown Howe kapaklı yeşil cildi, hemen girişte üstüste yığılmış bir halde gördüm. Cildi elime aldım. Uzun zaman kapağına baktım. Bir anda üzerime çullanan heyecan, çoşku, ağlama duyguları ile boğuştum. Ardından kitabı yerine bıraktım ve dışarı çıktım. Hiç beklemediğim bir anda, hayatta okumak istediğim bir numaralı kitabı birdenbire karşımda üstelik türkçe olarak görmek bende bir şok etkisi yaratmıştı. İstiklal’de bir tur attım, fikri içime sindirdim. Ve kitabı aldım.

O zamanlar Tolkien sevgisi farklıydı. Elinde üçlemenin bir cildini gördüğün hiç tanımadığın insanlara selam verdiğin günlerdi. Küçük, birbirinden kopuk fakat kendini adamış bir topluluktuk. Üçlemeyi su gibi içtiğimi söylemem gereksiz heralde ( gerçi üç cildinin de çıkması biraz zaman almış olsa da). İlk cildi okuduktan sonra bu konuda bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. Web tasarımı yapıyordum, şirketimin bir web sitesi vardı. Yani ihtiyacım olan her şeye sahiptim. Ve böylelikle ilk Orta Dünya sitesi (ki Türkiye’ninde ilkidir) www.konsept.com.tr/tolkien adresi altında 97 yılında yayına girdi.

Sitenin açılması ile birlikte hiç beklemediğim bir şey oldu. Türkiye’nin dört bir tarafından Tolkien severler bana maille ulaşmaya başladılar, tebrik ettiler. Bunun üzerine henüz daha forum kavramının pek oturmadığı o yıllarda ben de toplu olarak konuşabilmemize olanak verecek bir ortam aramaya başladım. O zamanlar yanlış hatırlamıyorsam mygroups adında mail listeleri oluşturabildiğimiz bir siteye üye oldum ve Orta Dünya mailing list böylece başlamış oldu. Bizler Orta Dünya’yı beraberce keşfeden insanlardık ve orada yaptığımız bilgi paylaşımının kalitesini malesef bir daha yakalayamadık.

Bu arada html altyapılı site artık ihtiyaca cevap veremiyordu. Bu nedenle dinamik altyapıya geçtik, bir arkadaşım Oktay sitenin yazılımını yaptı. Ortadunya.com ismi alındı ve site yeni yüzüyle ve kendine ait adresiyle yayın hayatına devam etti.

Daha sonra filmlerin yılları geldi. Yüzüklerin Efendisi’nin filmlerinin yapılıyor olması elbette herkesten önce bizleri sevindirdi. Bazılarımız kendi hayalimizde yarattığımız Orta Dünya’nın yokolacağından endişe ettiyse de büyük bir çoğunluk tarafından film haberleri çoşku ile karşılandı. En sonunda filmler geldi geçti ama bizlerin çok da fazla öngöremediği bir etki bırakarak. Filmler izleyen ve Tolkien ile filmler aracılığyla tanışmış olan yığınlarca insan bu arada internetin yaygınlaşması ile çoğalan Tolkien sitelerine kelimenin tam manasıyla hücum etti. Her zaman böylesine güzel bir dünyanın mümkün olan en fazla insan tarafından bilinmesini savunan bir insan olarak ben bile, bir süre sonra çoğunluğunun tüketmek dışında bir amacı olmadığı bu yığının sonu gelmez geyiklerinden sıkılmaya başladım. Filmler Orta Dünya’nın pek çok insan tarafından sevilmesine neden olduğu gibi bıraktığı bu tortu da uzun zaman onu zehirlemeye devam etti. Neyseki şu aralar yavaş yavaş da olsa filmlerin bu olumsuz etkilerinden kurtulmaya başladık.

Bu sırada seneler ilerledi, sitenin altyapısı yine eskimeye başladı. Hosting firmalarının serverları değişti, sitenin bazı yerleri çalışmaz oldu. Ya siteyi yamalamak lazımdı ya da yeni bir sisteme geçmek. Mailing list olayı artık geçerliliğini kaybetmeye başlamıştı ve iletişim için artık çağ dışı bir yöntem olarak görülüyordu. Bu nedenle ben de, hem insanların rahat rahat iletişime girebilecekleri, hem de, sitenin bence asıl önemli kısmı olan Orta Dünya hakkındaki yazılara rahatça ulaşabilecekleri bir sistemin arayışına girdim. Böylelikle 2008 yılında ortaya yukarıdaki forum linkinden de ulaşabileceğiniz forum sitesi ortaya çıktı.

Fakat bir süre sonra -ki bu süre 2 seneden fazla- forum yönteminin çok da iyi bir yöntem olmadığını anladım. Yazıların çoğu başlık ve mesaj kalabalığı arasında gözden yitebiliyor veya siteye ilk kez gelmiş olan ziyaretçilerin gözünden kaçabiliyordu. Ve bu durum da en nihayet bizi şu anda gelmiş olduğumuz noktaya getirdi.

Umarım ideal formu da böylelikle bulmuş oluruz.

Murat “Durin” Sönmez – 21 Mayıs 2010


yukarı