Hobbit

9 hzr
2010

Büyük Orta Dünya projesi içinde tekrar okumaya başladığım (oğul Tolkien’in yazdığı 12 bölümlük History of Middle Earth dışında) Tolkien külliyatına, elbette onun en naif, en saf ve en masalsı romanı Hobbit ile başladım; 13 cüce ve Hobbit Bilbo Baggins’in, Yalnız Dağ’ın hükümdarı Ejderha Altın Smaug’u devirmek üzere Gandalf tarafından tertiplenen unutulmaz macerasıyla.

Bilbo Baggins, yer altındaki kovuğunda kendi halinde yaşayan basit bir hobbittir. Bu cümleden de anlaşıldığı gibi hobbitler kovuklarda yaşarlar ama onları bir kemirgenle veya toprak altında yaşayan pis orklarla karıştırmamak gerekir. Bir hobbit kovuğu yerin altındadır bu doğru ama hiç de pis değildir. Tam tersine geniş, ferah, temiz ve her zaman yeni pişmiş kek kokusunun karıştığı taze bir havaya sahiptir. Bilbo Baggins, işte böylesine konforlu kovuğunun bahçesinde neşe ile piposunu tüttürür ve guruldayan karnını -ki bir hobbitin karnı hep guruldar!- ne ile doyuracağını düşünürken Büyücü Gandalf çıkagelir!

“İyi günler” der Bilbo ona, büyücü ise karşılık verir: “Ne demek istiyorsun, iyi bir gün geçirmemi mi diliyorsun yoksa günün iyi bir gün olduğunu mu söylüyorsun?”. Anlarsınız ya büyücüler her zaman biraz gariptir ve Gri Hacı veya Gri Gezgin adlarıyla da bilinen Gandalf da bir istisna değildir. Bilbo kibarlığın bozmaz ve her ikisini de dilediğini söyler. Fakat Gandalf’ın dikkatini çekmiştir bir kere. Bir süre sonra konuşma Bilbo’nun ve daha doğru hiçbir hobbitin sevmediği bir konuya gelir: Macera! Bilbo huysuzlanır ve Gandalf’ı başından kovmak için şunu der:

“Evet doğru iyi günler!”. Gandalf cevap verir: “İyi günleri ne kadar çok anlamda kullanıyorsun öyle. Şimdi de beni başından atmak için kullandın”. Gerçekten de büyücüyü başından atmak isteyen (ve biraz da macera kelimesinden korkan) Bilbo, Gandalf’ı ertesi gün çaya davet ederek kapıyı büyücünün suratına kapatır.

Bu sevimsiz konuşmayı ve maceraları unutmak isteyen Bilbo çok gariptir ki gerçekten unutur. Ta ki ertesi gün kapısı büyük bir gürültü ile çalınana kadar. Aklına bir gün önce büyücüyü çaya davet ettiği gelir ve bir yandan -bir büyücüyü kapıda bekletmenin tehlikelerini bildiğinden- kapıya koşarken bir yandan da onu çaya davet ettiği için homurdanmaktadır. Kapıyı açar, fakat karşısında bir cüce bulur. Çok geçmeden cüceler 13 tane olur: Fili, Kili, Oin, Gloin, Dwalin, Balin, Bifur, Bofur, Bombur, Dori, Nori, Ori ve Thorin Meşekalkan.

Thorin Meşekalkan, Dağın Altındaki Krallık’ın son kralı Thrór’un torunu ve Thráin’in oğludur (Thráin aynı zamanda âli yüzüklerden birinin da sahibiydi. Ölümü korkunç olmuştur. İsmi Ölüm Büyücüsü olarak da bilinen Sauron’un elinde Dol-Guldur’un zindanlarında can vermiştir. Gandalf kuzeyde büyüyen bu gölgenin Sauron olduğundan kuşkulanmış ve tek başına Dol-Guldur’a girmiş ve Thráin’i ölmek üzere iken bulmuştu. Fakat bu olay başka başka bir hikayenin konusu). Dağın Altındaki Krallık, Güneşin Üçüncü Çağı’nda Orta Dünya’nın o bölgesinin en varlıklı ülkesiydi. Cüceler ve elfler ve insanlar birbirlerinde çok hazzetmeseler de aralarında ticarete dayanan bir ortaklık vardı ve bu ortaklık hepsinin oldukça varlıklı olmasına neden olmuştu. Ama zenginlik çok dikkat çeker ve herkesin niyeti de iyi değildir. Dikkati çekilenlerden biri de ejderha Smaug’du. Pek çoğunuzun bildiği gibi ejderhalar açgözlüdür. Hiç kullanmasalar ve hiç yapamasalar da cücelerin ve elflerin ve insanların yaptığı kıymetli şeyleri çok severler. İşte dünyanın başka bir çağından kalma bu dehşetli yaratık; Altın Smaug birdenbire ortaya çıkmış ve cüceleri dağdan sürmüştür.

Thorin Meşekalkan ve 13 cücenin, hazinelerini geri almak için bir hırsıza ihtiyacı vardır ve Gandalf onlara hiç bir şeyden haberi olmayan bizim sessiz, küçük hobbitimiz Bilbo’yu önerir.

Şimdi Bilbo’nun düştüğü durumu daha iyi görüyorsunuz sanırım. Maceranın isminden bile korkan Bilbo’nun, içinde ejderhalar ve ölüm olan bu hikayeden ne kadar korkmuş olduğunu tahmin edebilirsiniz herhalde. Fakat onun içinde Took kanı vardı (Took’lar maceraya olan düşkünlükleri nedeniyle diğer hobbitler tarafından biraz garip bulunurlardı) ve biraz bu kan biraz da Gandalf’ın dürtüklemesi ile cücelere yardım etmeye karar verir.

Gandalf bu hafif kilolu ve besbelli hırsızlıktan ve maceradan pek de bir şey anlamayan hobbit konusunda emin olup olmadığını soran Thorin’e; “Onda göründüğünden çok daha fazlası var” diyerek cevap verir ve Bilbo’da maceraları sırasında bunun gerçek olduğunu pek çok kez ispat eder.

1937 yılında ilk kez İngiltere’de yayımlanan ve sonra sayısız dile çevirisi yapılan Hobbit’in diğer Tolkien yapıtlarına göre çok eşsiz bir yanı vardır. O, yazarın Orta Dünya’sının şekillenmeye başladığı günler hakkında bize ipuçları verdiği gibi aslında tamı tamına bir masaldır da. Daha sonraki hikayelerde bahis konusu olan her karakter, her ırk Hobbit’te daha masalsı ve deyim yerindeyse daha yumuşaktır.

Orkları ele alalım mesela. Her ne kadar kitapta onlardan goblinler olarak bahsedilse de onlar orktur. Orklar kötüdür, pis ve iğrençtirler. Ayrıca acımasızlardır. Tutsaklarına işkence etmekten hoşlanırlar ve iyi olan herşeyin mutlak düşmanıdırlar. Oysa Hobbit’te Bilbo ve cücelerin karşısına çıkan orklar her ne kadar yolcuları görmüş olmaktan bir mutluluk duymasalar da, onları serbest bırakmayı bile düşünmüşlerdir ki orklar ve cüceler birbirlerinin can düşmanlarıdır. Bir ork ve cücenin karşılamasından en az bir ölü çıkması kesindir.

Sadece orklar değil, bu saflıktan elfler ve hatta Gandalf bile nasibini almış. Elfler ormanlarda yaşayıp devamlı şarkı söyleyen gizemli bir halk olarak gösterilmiş ki sonradan yazılan Yüzüklerin Efendisi ve özellikle Silmarillion ile hiç bağdaşmayan bir durum bu. Elbette elfler şarkılara ve şarkı söylemeye düşkünlerdir ama aslında onlar Hobbit’te resmedilenlerden çok daha ciddi bir halktır. Keza Gandalf da, muzip, yarı deli bir büyücü gibi giriyor olaya. Hobbit’in söylediklerine hep komik cevaplar veriyor, masallarda karşımıza çıkan büyücü tiplemesine uygun olarak. Oysa Gandalf ketumdur doğru, planlarının çok azını yoldaşlarına açıklar ama aklı gayet başındadır. Fakat ilginç olan bir şey var ki büyücü Gandalf’ı, Hobbit’te, Yüzüklerin Efendisi’nde yaptığından çok daha fazla büyü yaparken görüyoruz.

Tolkien’in Hobbit’i yazdığı dönemlerde görkemli Orta Dünya hakkında bazı şeyleri yaratmış olduğunu söylemek mümkün. Örneğin, Valar’ın (Orta Dünya panteonunda Arda’ya yani dünyaya inen baş tanrılar. Bir de inmeyenler vardır ama Eru dışında hiçbirinin ismi öykülerde geçmez) yaşadığı Ölümsüz Toprak’lar ve Orta Dünya’da uyanan elflerin bu topraklara yaptığı yolculuğun ipuçlarını romanda görebiliyoruz. Fakat Silmaril’lerden hiç bir iz yok. Diğer yandan Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nin ana olayını oluşturan öğelerden biri olan Sauron’u yaratmaya başladığı da anlaşılıyor. Fakat onun da henüz Tek Yüzük ile bir ilişkisi yok.

Hobbit’in değişmeden Yüzüklerin Efendisi’ne taşınan tek karakteri ise Gollum. Yüzük’e aşık, hesapçı, kalleş ve acımasız (fakat yine de “cebimde ne var” sorusunu bir bilmece olarak kabul edip cevabını bulmaya çalışacak kadar saf) Gollum bizim bildiğimiz Gollum.

Zaman zaman bana Tolkien’i hangi kitabından başlayarak okumak gerektiğini soranlar çıkar. Verdiğim cevap hiç değişmez: Hobbit. Çünkü söylediğim gibi Hobbit, diğer Tolkien yapıtları (zaten topu topu iki tane daha var) ve oğul Christopher’ın derledikleri hikayeler arasında en değişik ve anlatım olarak en eşsiz olanıdır.

Bu nedenle Hobbit, Tolkien okumaya başlamak için en güzel kitap.

Bu yazı Durin tarafından girilmiştir.

Hobbit İçin 9 Yorum

Avatar

ch3rl0b11n

June 9th, 2010 at 8:10 pm

Çok güzel anlatılmış. Herşeyi tamamen özetlyor.
Eline sağlık. =)

Avatar

Durin

June 10th, 2010 at 2:46 pm

Teşekkürler. :)

Avatar

KabileReisi

June 10th, 2010 at 5:15 pm

Fake üyeliklerle mesaj yazmayı biliyorsunuz,kolaysa gerçek üyeliğiniz ile mesaj atın.Anladağın gibi(!) bu yazı kitabın özeti.Sen ilk önce hayranlık kelimesinin anlamını öğren sonra yorum yap. Hayranlık,hayranı olduğun kişinin sitesine,forumuna küfür etmek değildir.Bu sitede ne kadar elle yazılmış yazı varsa ne kadar çeviri varsa hepsi üyelerin ve yöneticilerin emeğidir.Sen daha Tolkien’in adını bilmezken kurulmuştur bu site.Biz neyin ne olduğunun farkındayız,Tolkien’in dehasının yarattığı dünyanın. hepsinin.Onun içindir ki bir tarihi inceler gibi yorumlar yapıp bu dünyayı didik didik ediyoruz.Senin gibi akıllıların(!)girebileceği bir site değil burası,git kumda oyna.

Bizim de aksi birşey dediğimiz yok.Adamın yarattığı dünyaya hayranız ama bunu senin gibi forumdan foruma gezip millete küfür ederek göstermiyoruz.

Avatar

Hobbit

June 11th, 2010 at 7:15 pm

Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş bunu “Ne Okudum” adlı blogunuzda da okumuştum. Bir kitap herhalde en iyi böyle özetlenebilirdi. Çok beğendim,elinize sağlık. : )

Bu arada KabileReisi sanırım senden önce biri yazıp sildi? :D

Avatar

KabileReisi

June 11th, 2010 at 7:20 pm

Aynen öyle. :D :)

Avatar

Mithrandir

September 18th, 2010 at 12:24 pm

beyler şu an yüzük 3 lemesini okuyorum bitirdikten sonra hobbıt alcaktm planım buydu ama bunu okuyunca vazgeçtm :D çok çocuksu geldi bana…bence 3 leme bundan çok daha iyidir D:

Avatar

Airelhach

October 15th, 2010 at 5:57 pm

Arkadaşım inanıyorum ki eğer gerçek bir Orta-Dünya hayranıysan kendi başına alıp okursun zaten; sırf merak ettiğin için. Ben de çocuksu olduğunu düşünmüştüm ilk başta ama daha ilk cümleden(gerçekten ilk cümleden.”Topraktaki bir oyukta bir Hobbit yaşardı.”) kitaba hayran oldum. Hatta ilk okuduğum zaman üçlemeden daha iyi olduğunu düşündüm. Şunu da söyleyeyim Hobbit olmasa Yüzüklerin Efendisi olmazdı. Oku. Önyargılı davranma.

Avatar

maeglin

November 1st, 2010 at 11:06 am

Hobbit bana göre pek çocuk kitabı gelmedi.. nedense tolkien çocukları için yazmış densede ..
ben çok beğendim Hobbit’i tabi yüzüklerin efendisi 3 lemesi ve silmarillion başyapıt orası ayrı ama bu destansı hikayeye hayran olan herkezin Hobbit’i mutlaka okuması gerekli diye düşünüyorum..

Avatar

Cenk Kaplan

January 2nd, 2011 at 11:40 pm

Bu dünyaya Yeni Adım Atmış biri Olarak Tavsiyenize Uyacağım ve Hobbitten Başlayacağım..

Yorum Yapın

yukarı